BERBER DÜKKANI

öykü, Genel

Küçük berber dükkanın fayansları beni bilmediğim farklı bir diyara, doğanın içinde, derme çatma eski bir eve götürüyor. İçeride ihtişamlı döner merdiven, yerlerde ise aynı turuncu fayanslar. Odaların camsız pencerelerinden sızan ışıklar, otlar. Burada ne mi arıyorum? Kaybolan huzurumu, melankolimi, benliğimi, kendimi?..

Bahçeye çıkıyorum doğanın el değmemişliği, ağaçlar, bitkiler, eşsiz bir habitat. Aniden kendime geliveriyorum. Bir bakıyorum ki yine berber dükkanındayım! Aynı huzursuzluk da benimle geri geliyor. Dünyanın gerçekliği çarpıyor yüzüme, traş makinasını deviriyorum. ‘O ne öyle züccaciye dükkanına girmiş fil gibi, devirdin her şeyi!’ diyor berber usta. Utanıyorum ve bakıyorum aynadaki kırpılmış saçlarıma. Utanıyorum yine, yüzleşemediğim kendimden…

Reklamlar

MÜTHİŞ DÖNGÜMÜZ

Genel

Hayat ile ilgili söyleyecek bir kaç sözüm var. Her gün yaptığımız “aynı” şeyler. Bitmek bilmeyen monotonluk. Doğamız hep aynı şeyleri yapmaya ne kadar uygun? Bunu sorguluyorum yıllardır ve hep aynı sorular çınlıyor kulağımda. Ben kimim? Nereye aitim? Gerçeklik algım zorlanıyor. Bunları düşünen bir tek ben olamam ya! Dünya çok kalabalık. Küçük bir ateş böceğinin yaktığı ışık ne kadar görünebilir? Duygu karmaşalarımız içinde boğulduğumuz “zaman”. Dünya’ya uzaydan baktığımızda her şey ne kadar basit ve aynı. Ateşböceği ışığını başkaları görsün diye yakmaz ki ya da kendine “ben kimim?” diye sorar mı? Sadece bize ayrılan zamanda küçük-büyük ne yaptığımızız, neyle mutlu olduğumuzuz. Aynı şeyleri yapıyor olmanın döngüsünde, her “aynı” eylemde farklı bir his, farklı bir keşif olmaz mı? Ateşböceği de sıkılıyor mu acaba? Aynı ışığı her gece yakmaktan. Onu gördüğümüz zaman ne kadar etkilendiğimizi belki büyülendiğimizi umursayıp, böbürleniyor mu ki?

Önemli olan bu dünyada geçirdiğimiz vakitte, bu döngüde neler yatığımız dedim ya. Hiç mi kötü hissetmeyiz? Belki de kısır döngünün verdiği ağırlık tam göğsümüzün ortasına oturmuştur. Yalnızlık hissi, huzursuzluk… Evet uzaydan bakıldığında çok küçük, basit, sıradan ama kendi içimizde büyüttüğümüzde belki evrene sığıyordur verdiği duygu. Dünyadaki en kötü olayın bizim başımıza gelmesine de gerek yok üstelik. Başa çıkmak, çıkıyor gibi yapmak, gizlenmek. Bunu ilk yapan kişi de ben olamam. Umut edip beklemek, sabır gerektiren yorucu bir iştir. Hepimizin yaşadığı kısır döngü, belki de işe yarar bir şeydir. Belki de kozadan çıkmayı bekleyen birer kelebek gibiyiz, belki de değiliz. Her nasılsa hiç biri zamana karşı koyamayacaktır. Yine, yeniden önemli olan bizim ne yaptığımız. Bu kötü duygu ve olayların toplamını nasıl karşıladığımız. En sinirli anımızda parkta oynayan bir çocuğun kahkahasını görebilmek, en üzgün anımızda doğanın verdiği hediyeyi kabul edebilmek, en yalnız anımızda kendimiz için yapabildiğimiz en küçük bir şey. Ne olursa. Bir bardak çay mı?Neden olmasın?

İşte hayattayız ve yaşıyoruz Bizi hayatta hissettiren duygularımızdan ne kadar kaçabiliriz? Hayat, zaten yaptıklarımızın, bizi biz yapan değerlerimizin toplamı değil mi? Arkada bir baş yapıt bırakmak mı? Yaptığımız küçücük bir iyilik bile yıllar sonra karşımıza çıkmaz mı? Çıkamasa bile bir yerlerde bir karşılığı mutlaka vardır. Her gün, gece yatarken aklına gelen düşünceler içini kemirmesin. Bugün bir çocuğa gülümse, doğanın hediyesini kabul et, kalbini aç! Unutma bu dünyada en güzel şey, kendin için temiz bir uyku çekmeden önce (için rahat) o gün yaptığın, o küçük güzel şeylere odaklanmaktır. Çünkü uzaydan bakıldığında monoton küçük döngünün, oradan asla görünemeyecek küçücük bir şeyin hayatı nasıl değiştirebileceğini fark etmek dünyanın en huzurlu duygusudur. Monotonluğun içindeki en küçük ve güzel ayrıntıları keşfedebilmemiz dileğiyle!..